Şiir Tadında Denemeler -Aşkın Diyalektiği - 3

                                                                     -12-

      Her şey  yepyeni . Halılar , koltuklar , bardaklar , kaşıklar , tabaklar , yataklar , yorganlar,

yastıklar , inci  boncuklar , beyaz  eşyalar   ve  daha  neler  neler . Ev  yeni , havası  yeni,  idealleri  yeni , duygular  yeni ,  sevgi  yeni . Kadın ; taze , güzel , erkeğine  ait  olmak  için  heyacandan   titreyen , bebek  gibi  gözde  kız …

Erkek  yine  aynı  duygularla  anılır  ve  sevilir . İşte  her şey   yepyeni . Ve  tüm  günün  bir  saniyesi  bile  kaçırılmadan  baş başa ,  ah  ne  güzel  duygular , tatlar , zevkler , mutluluklar  yaşanacak .Ve  herkes  isteseler  bile  size  karışamayacaklar . Artık  özgür  ve  sonsuza  dek  baş başa  ve  kucak  kucağasınız . Söyleyin  var  mıdır  böyle  bir  beraberliği  evlilikten  başka  sağlayacak  bir  yaşantı ? Evliliğin  kutsallığı  da  buradadır  ya !  O  ne  güzel  bir  saltanattır ,  o  ne güzel  saadettir . Siz  sadece  yaşayın , yaşayın , yaşayın …             

 

                                                                     -13-

       Kadınlar … Arzular  dünyasının  kadınları… Dondurucu  soğukların  yaşandığı  kış  gecelerinde  odun  parçaları  gibidirler . O  an  bütün  gözler  ondadır . En  ateşli  anlarında  herkes  etraflarında  pervane   olurlar , el  bağlayıp diz  çökerler .

Ama  yanıp  bitip  kül  olunca  en  ayaz  gecelerde  mızırdana  mızırdana  onları  soba  külleri  gibi  kuytu  bir  çöplüğe  atarlar . Ve  üzerlerine  katman  katman   karlar  yağar . Bir  daha  da  hiç  ama  hiç  hatırlanmazlar  ve  istek  duyulmazlar . Ne  zavallıca  hazin  bir  son  değil  mi? 

Şimdi   bana  ne  kadar  da  kızmıştırlar . Ah onlar  bunu  bir  anlasalar…

 

                                                                      -14-

       İnsan  bazen  diyesi  geliyor  bırak  aşkı  da  hayatın  zevklerini , tatlarını , yaşa  yaşa  da  gönlün  hoş  olsun . Ama , nasıl  bir  asker  savaşta  göğsünden  derin  bir  yara  alıp , bu  yarasını  sardıktan  sonra  giydiği  güzel  ve  şatafatlı  elbisesine  bakarak , tavırlarıyla  hiçbir şeyim  yok  deyip  çevresini  kandırmasına  rağmen  biliyor  ki  bu  yara  onu  rahat  bırakmayacak . Artık  rahat  koşamayacak , su  içemeyecek . Birileri  ona  dokunduğunda  sakladığı  bir  acı  duyacak , tedirginsiz  başkalarına  dokunamayacak . Ve  bir  süre  sonra  tedavi  edilemeyen  yaranın  onu  öldüreceğini  kabullenecek .

       İşte  bunun  gibi  insanın  gönlündeki  gerçek  aşk  yarası  olduğu  sürece  nedense  hayatın  zevklerini , tatlarını , hazlarını  o  rahatlıkla  yaşayamıyor .Pıhtılaşan  yaraya  dokunan  el  bir  an  onu  titretiyor . Başkaları  görmese  ve  hissetmese  bile , yavaş  yavaş  akan  kanı  hissedip , her  tarafı  kaplayıp  göz  gözü  göremediği  bir  ortam  oluşturan  sis  gibi  bütün  beden  ve  ruhunu  saran  hüznün  kollarına  bırakıyor  kendini  ve  bilinmeyen , görülemeyen  kıvranışlar   yaşıyor .

       Bir  de  yarayı  saklarız  doktordan . Anlayamıyorum  nasıl  tedavi  edilebilir  bilinmeyen  yara . Hem  de  basit  gurur , ahmakça  tutkular , haksız  acınacağım  hislerine  kapılarak . Bırakın  da  doktor  bilsin  ve  tedavi  etsin  yaranızı . Ne  olur , anlasanıza , bırakın  da  sevgili  bilsin  aşkınızı , acınızı . Bilsin  de  öpücükleriyle , gülücükleriyle , güllere  güzellikler  veren  çiğ  tanecikleri  gibi  bakışlarıyla  sevinç , mutluluk , anlamlı  yaşam  pınarlarını  tılsımlı  sesiyle  akıtsın  hasretle  beklenen  yağmurlar  gibi , sevinç  çığlıkları  atacak  kalbinin  her  tarafına .             

 

                                                                                                  HASAN   ÖZTÜRK

 

                                                                          hasanhilmiozturk@hotmail.com

Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Leave a Reply