Düşünmek için mi durmalı, durmak için mi düşünmeli?

Düşünmeye hazırsanız başlıyoruz. Şimdi… Bir düşün, deniz kenarında oturmuşssun ve rüzgarla hafifçe dalgalanan maviliği seyre dalmışsın. Bir süre sonra denizin durduğunu ve senin yol aldığını hissediyor gibi olacaksın. Zihnin sana oyun edecek rolleri değişeceksiniz. İşte Türkiyemin de durumu bundan farklı değildir. Ülkenin yerinde durduğunu sadece kıstasların değiştiğini sanırız. Oysa kıstaslar değişmemiştir, değişmekte ve yitirilmekte olan sadece ve sadece ülke ve onu ülke yapanlardır.

Olağan devam eden bir yazıda tezimi kuvvetlendirmek için karşı tezi bertaraf etmem gerekirdi; ama hiçbirşeyin değişmediğini savunacak kadar kör birisi yoktur herhalde. Varsa da onlar değişimi farz veya fazilet sayanlar. Bu yanlış bir görüş olmayabilirdi, eğer her değişime aynı kulpu takmasalardı. Sonuçta bazı değişimler size yeniden değişme hakkı sunmazlar. Bu yüzden değişim değildirler, elinizdekinden vazgeçmenizi istenmektedirler ve bu istek elindekinin değerini bilmeyenlere yönelik olur genelde. Çünkü bu kişi ve kitleler haklarını bilmezler. Büyük bir çoğunluğun bu noktaya gelişi bozuk bir düzen ile eğitimsiz ya da kaliteli eğitimsiz bırakılmalarıdır.Bu genetiğiyle olmasa bile insanlığıyla oynanmış kitle gün gelir ve kendi doğrularını üretir. Yanılır, çünkü onun doğruları önceden üretilmiş ve ona yüklenmiş öğretilerdir. İçinde bulunduğu fikir hali, öncesini görebilmek, anı yorumlayabilmek ve geleceğini düşleyebilmek açısından kısıtlıdır. Bu sınırları aşmayı denemedikçe kimse kendini bulamaz.Bu sınırları aşmayı hedefleye eğitimi almadıysa, öyle kolay kolay da kendini zorlamaz çoğu insan. Yine bir düşünce oyunuyla hemen anlayalım vaziyeti. Yazılı ve görsel basında epeyce yer bulmuş, önemli ve etkili bir günlük haber düşünün. Ne zaman unutursunuz sizce? Araştırmalar 23 gün demişler ortalamaya. Hadi güzel hatrınıza bir ay olsun! Yazın bir kenara ve tekrar düşünmeye başlayın. Küreselleşme denilen gayri-meşru çocuğun babası olan  büyük şirketler, büyük güç diye anılan anaparacı ülkeler, aklını başkalarının işleri için bozmuş şahsiyetler gelecek planlarını yıllar ötesine göre hazırlarken, bir ay öncesinin en önemlisini hatırlayamayan bir kitle varsa kim kiminle nasıl mücadele edebilir? Onların istediğini kazanır onların istediğini kaybederiz. Zaten öyle değil mi?

Öyle derken tereddütsüz olanlar için biraz da ‘değişmeyen kıstaslar,değişen ülke’ tezimden bahsedeyim. Şimdi yoldan birini çevirseniz ve evlilik öncesi cinsellikle ilgili bir soru sorsanız büyük ihtimalle zamanın değiştiğini, değerlendirmelerin de değişmek zorunda(!) olacağını hatta yüzsüzse batılılaşmak gerektiğini söyleyecektir. Hele soruya azcık inanç meselesi kattıysanız geri kafalı bile olabilirsiniz. Burdan bakınca değer yargılarının yozlaşmama adına yozlaştırıldığını görüyorum ben. Soru konusu olarak seçtiğim cinsellik ya da diğer bir deyişle kadın erkek ilişkileri, çetrefilli olsada konuya yaklaşım açısından yüzyıllar içinde çok az yol katetmiş bir konudur. Olurda bir erkeği mağara adamı ya da ilkel bir canlı olarak tanımlayan bir kadına denk gelirseniz size değişimden değil gerilemeden bile bahsedebilir. İşin gülmecesi bir yana, konunun can alıcı noktasına da geldik. Anlaşılan ya da benim anladığım odur ki, insana ait olanlar değişmemiştir; ama ona maruz kalanlar ne yazık ki değişmektedir. Canlı örnek: Küresel Isınma maduru dünyamız. Yakında cansız örnek olacak, o da ayrı bir konu.

Öncesinde konunun Türkiyesiz kısımlarından bahsettim ve sıra bize geldi. Okurken söylediklerim ve Türkiye arasında bağlantılar kurduğunuzu umduğum için her konuya değinmeyeceğim. Değişimin sebebinin büyük güçler olduğunu ve bunu sırf büyük kazançlar, büyük hırslar uğruna yaptıklarından bahsetmeme de gerek yok. Belik Türkiyedeki kayıplardan bahsedebilirim. Mesela dilimiz Türkçe’nin konunun center(merkez)ından uzaklaşıyor olması, tarihin yine yeni yeniden yazılıyor olması, Osmanlı’nın yıkılış zamanındaki gibi bize ait banka sayısı kıtlığımızın başgöstermesi, ülkenin kullanım alışkanlıklarını günyüzüne vuracak tüm kamu kuruluşlarının yabancılaşması, komşu denilen şeyin evde olmayışı, tüketmenin daha da güzelleşmesi… Meclisin özelleşmesi. Bir bu kaldı zaten! Şimdilik bunlardan bahsetmekte yeter size. Benim yazdığım bu kadarı, gerisini siz düşünün!

Kapanışta da konuyu özetlemek istiyorum. Son bir düşünce oyunuyla bitirelim. Denizin kıyısından kalkın ve otobüse binin. Otobüste ayakta duruyorsunuz , sırtınızda çanta, çanta da cüzdan! Biri cüzdanınızı çaldı ve gitti. Soru: Şimdi ne gidiyor? Adam mı, cüzdan mı yoksa otobüs mü? Ne gidiyor bilemem; ama şunu tahmin edebiliyorum: Siz duruyorsunuz!

Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

3 Responses to “Düşünmek için mi durmalı, durmak için mi düşünmeli?”

  1. 1
    Yiğitalp Turgutalp Says:

    AKP biz değiştik değiştik derdi de inanmazlardı.Doğrumuymuş?

    Değişmeyen tek şey değişimin ta kendisidir. ( İ.Ö. 352)

    İlginç yazı olmuş tebrikler…

  2. 2
    Hüseyin Penbeoğlu Says:

    Hayır doğru değil! AKP değişmedi! Durduğu yerde ülkeyi (kötü anlamda)değiştirdi ve insanlar ülkenin değişimini sabit görüp, AKP’nin değişmezliğini değişir görüyor. Yani bir yanılsama var. Yazı da bunu ve daha fazlasını anlatıyor. Düzeltmek istedim…

  3. 3
    Safa Topal Says:

    AKP’nin değişip değişmemesi ne anlam ifade ediyor ki sizin için? Geldiğinden beri yapıcı işler içinde bulundu ve hala daha yapıcı olarak devam ediyor.
    AKP değişmedi yerine Tayyip Erdoğan veya Abdullah Gül değişmedi demeniz daha doğru olur bence. Bunu söyleme nedenim demagojiden öte daha çok yanlış anlaşılmaları önlemek istemem. En azından ben bunu demek istediğinizi düşünüyorum.
    AKP artık son seçimlerle birlikte içerisinde birçok kesimden insanlar barındırıyor. Milli görüş düşüncesine sahip insanları tasfiye ettikten sonra sağdan merkeze doğru bir yönelme oldu AKPde. Bu bence tam anlamıyla bir birliğin ifadesi. Sağcı kürtlerin AKP’ye solcularında DTPye gittiğini hatırlatmak isterim ayrıca.

Leave a Reply