Türban Sorunu-Eğitim-Soğuk Savaş Üçgeni
Son günlerde bir türban tartışmasıdır aldı başını gitti.Çankaya Köşküne girecek ilk türbanlı kadın olan Hayrunnisa Gül bu tartışmaların odağındaki isim.Gittikçe kutuplaşan ülkemizde gazeteler hangi milletvekilinin eşi türbanlı-türbansızdan tutunda,Hayrunnisa Gül’e moda tavsiyesi verenler,bir taraftan peruk takmasını şiddetle savunanlar,doğal olarak Hayrunnisa Gül’e destek verenler,başka bir yönden her gün türbanlıları eleştirerek üzerinden prim yapmaya çalışan dindar veya kemalist köşe yazarları…Bir kısır döngüdür gidiyor ülkemizde.
Peki gördünüz mü hiç türban sorunu ülkemizde nasıl çıkmıştır,bugüne kadar gelmesinde kilometre taşı olan etkenler ve/veya olaylar nelerdir?Mantıksal Problem Analizi ve Çözümünde ilk önce problemin sebepleri üzerinde yoğunlaşılmaz mı?
O halde bu sorunun yanıtını bulalım…
Cumhuriyet döneminde milli eğitim konusunda çok yanlış adımlar atıldı,atılmaya da devam ediliyor.Cumhuriyet döneminde adı üzerinde "milli" olması gereken eğitim sistemimiz emperyalist Arap kültürü yandaşlarının ve cumhuriyet karşıtlarının müdahelesiyle yozlaştırıldı..Çünkü İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra(1945) "milli" eğitimimiz değerlerinden koparılarak dinci bir eksende tamamen sağ görüşlü insanların kontrolüne bırakıldı.
Bu yetmiyormuş gibi, bir de çok partili sisteme uygun olarak gerçekleştirilen iktidar değişikliği ile egemenlik, Cumhuriyeti kuran partinin karşıtına geçince, hem dış dinamik ögeleri, hem de iç dinamik ögeleri birleşti, bütünleşti, birbirini pekiştirdi ve bu günlerde yaşanan gariplikler ortaya çıktı.
Günümüzdeki bu gariplikler,Emre Kongar’ın da belirttiği gibi cumhuriyet tarihi şu şekilde ayrılırsa daha iyi analiz edilebilir:
Birinci dönem, 1919-1945. Bağımsızlık dönemi. Kuruluş ve gelişme.
İkinci dönem, 1945-1997
. Soğuk Savaş dönemi. Çok partili düzen ve "Anti-Komünizm". Batı Dünyasının uydusu olma.
Üçüncü dönem, 1997′den günümüze kadar
. Soğuk Savaş sonrası dönem. Yeniden yapılanma çabaları.
Burda batı dünyası diyorum çünkü tarihi dış dünyanın etkilerini incelemeden analiz etmek yapılacak en büyük hatalardan biridir.
Türkiye İkinci Dünya Savaşı sonunda oluşturulmak istenen güvenlik ortamı nedeniyle Sovyetlerin Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı talep etmesi,boğazlardan sınırsız geçiş hakkı istemesi,Akdeniz’de bir üs kurmak istemesi ve güçlenecek Sovyetlerden korkan ABD’nin buna şiddetle karşı çıkması nedeniyle Soğuk Savaş’tan en fazla etkilenen ülke oldu.
Soğuk Savaş,eğitimi çok etkiledi bunun en iyi örnekleri toplumsal kalkınmayı sağlayan Köy Enstitüleri kapatıldı,yerine din eğitim-öğretimi yapan ilk ve ortaöğretim kurumları açıldı…Ayrıca 1950′de iktidara gelen Demokrat Parti iktidarı eğitimi tamamen ABD ve yandaşlarının eline bırakarak bu eğilimi iyice güçlendirdi.
Tabi o zaman ve hala cumhuriyet’in koruyucusu olan ordu buna dayanamadı ve 27 Mayıs 1960 müdahelesi ile bu süreci kısa bir kesintiye uğrattı.Fakat 1965′te iktidara gelen Adalet Partisi tekrar bu süreci eline aldı ve tıkır tıkıt işletti.1968′de kışkırtılan öğrenci olayları Türkiye’yi bir arayışa itti ve buda Türk-İslam sentezini destekleyen Anti-Komünist ABD oldu.Emre Kongar’ın da belirttiği üzere 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri, hem 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında kabul edilen özgürlükçü 1961 Anayasası’ndan geri dönüşleri, hem de ülkenin İslamcı eğitime teslim edilişinin belirleyici doruklarını temsil eder.
İşte türban sorunu, Soğuk Savaş çerçevesinde egemen kılınan Türk-İslam sentezinin eğitime yansıması sonunda güçlendirilen ve yaygınlaştırılan imam eğitiminin, yani bizzat Cumhuriyet dönemi yönetimlerinin ürettiği bir sorundur.
Yazımı sonlandırken soracağım soru,bu süreçte iktidarda-muhalefette veya hayatta olup şimdi mecliste olan kişilerin neden bu sorunu çözmek yerine bu sorun üzerinden siyaset yaparak prim yapmak istemeleridir?
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Ocak 31st, 2008 at 19:56
Zaten uygar toplum özgür toplum demek değil midir? Özgürlüğü kısıtlamak Faşistlik değil midir? Siz insanların özgürlüğünü kısıtlayıp zaten ülkemizin medeniyeti 30 yıl geriden takip etmesini sağlıyorsunuz… Açın önümüzü de ilerleyelim yahu…
Ocak 13th, 2008 at 00:19
Süper yahu!…
:)
Geriye giden bir Türkiye ha? Osmanlı imparatorluğundaki Kanuni dönemine dönmek gibi bir şey mi bu acaba?
Hayır, tam aksine ileri ileri ve daha ileri gidiyoruz hep beraber….Çünkü ilerleme(gerçek çağdaşlık) başörtüde değil bireysel özgürlüklerin artmasıyla oluyor.
Ocak 11th, 2008 at 22:54
yorumlarınız güzel türbanla iktidara gelen siyasetçiler sırf iktara çıkmak için türbanı öne srmekteler bu sorun gün geçtikçe hızlanlamktadır türkiye 30 yıl geresine gdiyor fakat kimse farkında değil!buna birisinn dur demesi gerekiyor herkes oturduğu yerden değil bişeylerle uğraşrak hakkını alsın…
Eylül 13th, 2007 at 16:23
Evet İlhan da haklı ama zaten Emin’in yazısında Emin bu sorunlardan güzelce bahsettiğinden sindirebilmek için bir kaç kere okumak lazım.
Atilla Yayla hocamızın vidyolarını da bir kaç kere izlemek,kitaplarını da bir çok kez okumak lazım.
Sonra gündeme baktığınızda gidişatın yasakçılardan özgürlükçülere doğru olduğunu pekala görebilirsiniz.Gördük de…
Eylül 13th, 2007 at 16:12
Sürü psikolojisi…Birileri dini simgeden rahatsız olduğu için senin tabirinle “biz” de rahatsız oluyormuşuz gibi duruyor.Ama artık öyle değil.Yakın zamanda görüldü ki kimse rahatsız olmuyor.Rahatsız olan sadece belli bir kesim var.
Bu belli kesim bir çok tantana edip insanları körüklüyor.Zira bu insanlar bunlardan para kazanıyor(du).
Demokratikleşme ve özgürlüğün genişlemesi onların hakimiyet alanını daraltıyordu.Böylece ellerindeki meşru iktidarın gideceğini çok iyi biliyorlardı.İki ay önce iyice çıngar çıkarıp halkı ayaklandırmışlardı,cevabı almışlardı ama yine susmamışlardı.Yine susmayacaklar.
İstersen komplo de.
İstersen laf oyunu de.
İstersen gerçekler herkes tarafından gayet iyi biliniyor de.
Sonra da bu yazıyı oku.
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=553180
Sonra da konuyu kapatalım.Çünkü gereksiz bir insanlık haliyle dostluğumuz bozulabilir.(Siyasetin kötü yanı da budur.)
Ama sadece tartışıyoruz (ki siyaset de bie ilimdir ve ilimin gelişmesi için tartışılması,paylaşılması gerekir) iki mantıklı insan gibi dersen memnuniyetle devam ederim.
Nitekim,Türkiye’de öyle bir zihniyet yerleşmiş ki siyaset yüzünden aileler parçalanıyor,dostluklar bozuluyor,insanlar öldürülüyor.(Bunda yine birileri yarar sağlıyor)
Dostluk başka siyaset başka görüşü yerleşmeli…
Haksız mıyım?
Eylül 13th, 2007 at 16:00
siyaset felsefesinde kamusal alanın sınırları tartışmalı bir konu iken, onun ile ilgilii sınırlamalar için “ortak bir noktadan” bahsetmek imkansız ve saçmadır. türban takmak tüm bayanların ortak noktası olmadığı gibi türban takmamak da bir ortak nokta değildir.bunu saçma sapan bir şekilde kimin niceliği fazlaysa dersek bu birey haklarına saldırı olur.(bu açıdan bakıldığında türban takanların niceliği daha fazla ama bun karşı tarafın hak ihlaline yol açması için bir sebep olamaz.)…bu konuyla ilgili “şeffalık”tan bahsetmek anlamsız çünkü şeffaflık yönetenlerin tönetilenlere hesap vermesi ile ilgilidir…bu konuyla ilgili sömürü ancak onun doğal bir şey olarak görülmesinden sonra, yani bireysel bir seçim olduğunun anlaşılmsıyla sömürü ortadan kalkar…ayrıca kamu alanı dahil heryerde propaganda yapılmıyormu, propagandalar ülkemizde atatürk’ü, türbanı, milliyeti sömürürek yapıldığına göre sömürü de bir propaganda aracı.(hepsini yasaklamak gibi yasakçı bir zihniyet sergilemeyin)…ayrıca türban takmayan türbanlıdan rahatsız olduğu için yasaklandığı söyleniyor, tam tersini niye düşünmüyorsunuz….türbanlı da belki türbansızdan rahatsızlık duyuyor diye karşı tarafı da kendine benzetmek çözüm olamaz…eğer kişi karşı taraftan bir rahatsızlık duyuyorsa ve kendine benzetmeyi bir hak olarak “rahatsız edici birşeyler” olarak görüyorsa yapması gereken HADDİNİ BİLMEKTİR. buna ancak tanrının bir hakkı olabilir.kimse bunu kendi tyekeline alamaz…..Bu sitenin yazarlarında Emin Türkoy türban konusuna noktayı koymuş, yazı sonuna youtube dan eklediği görğntü de herkese kapak olacak şekildedir……özgürlüğü orta çağ zihniyeti de anlayamamıştı, bu “türban yasakçıları” da anlayamıyor…
Eylül 12th, 2007 at 00:23
Düşündüğün ülke Suudi Arabistan değildir herealde…
Ve fikir özgürlüğüne gerçekten önem veren ülkelerin hangileri olduğu herkes tarafından gayet iyi biliniyor burda laf oyunu yapmayın…
Kamu alanı dediğimiz yer olabilecek tüm siyasi-dini düşüncelerin ortak bir noktasını baz alır ve yasağı bu ölçüde getirir.Türban dediğimiz şey sadece bayanların taktığı yani tüm insanların ortak noktası olmayan birşey..
İnsanları rahatsız etmemelidir fakat kamu alanında dini simgeleri takan insanlar bu yolla insanların duygularını sömürebilir ve bu da dürüstlük,şeffaflık ilkelerine ters düşer.Dini imgeleri kamuda yasak haline getirenlerin yine biz olduğunu da unutmayalım demek ki gerçekten rahatsız edici birşeyler var,yasaklanmış…