Bir kaç ay öncesinde bilgisayarıma bir "e-book" kaydetmiştim.İçerik açısından zengin olan kitabın illa ki her kitap gibi eksik yönleri vardı.Bence bu eksiklik savunduğu düşüncedeydi.Kitabın yazarı Cemal Yıldırım,ismi ise Evrim Kuramı ve Bağnazlık.Kitabı bulduğum siteyi ziyaret etmek isterseniz tıklayın.
Kitabın bir bölümünde Dinsel bağnazlığı ve bilimi tanımlamış olan Cemal Yıldırım gözle görülebilen ateist bir yaklaşımla yaklaşmıştır dinlere.Bu makalesinden bir kaç örnek vererek sizlerin de bilgilenmesin istiyorum:

   "Din evreni açıklama işlevinde bağnaz ve tekdüzedir; özellikle her şeyi açıkladığı savında olan teoloji yeni arayış ve buluşlara kapalıdır. Teolojinin bilimle kavgası düşüncede tekelci egemenliğini yütürme korkusudur. Geçmişte teologları bir tür "ölüm-kalım" savaşına iten iki büyük olay bu kavganın unutulmaz örnekleridir. Bunlardan biri, "Kopernik Devrimi" diye bilinen gelişme, diğeri "Darwin Kuramı" denen evrim düşüncesidir. Birincisi, üzerinde yaşadığımız gezegeni evrenin merkezi olmaktan çıkardığı; ikincisi, insanı tüm diğer canlılar gibi doğanın bir parçası, evrim sürecinin bir ürünü saydığı için teolojiye ters düşmüştür."

    "Ortaçağ karanlığında kalıplaşan teolojik öğretimin zihinler üzerindeki egemenliğini bilimle paylaşması beklenemezdi, kuşkusuz. Dünyanın nasıl oluştuğu, canlıların nasıl ortaya çıktığı kutsal kitaplarda yazılıydı. Kilisenin tepkisinden korkan Kopernik, kitabının yayımlanmasını,yaşamının son yılına kadar geciktirmek zorunda kalmıştır, Darwin de kuramını açıklama konusynda uzun süre çekingen davranır; Wallace’ın çalışmasıyla karşılaşmasaydı, belki de, Türlerin Kökenini yazma yoluna bile gitmeyecektir"

   Dini evreni açıklamak konusunda bağnazlıkla suçlamıştır.Yeni arayış ve buluşlara kapalı olan bir din.Bu konuyu ikiye ayırıp incelemeliyiz: Birincisi, bir dine mensup olan insanların teknolojiyi isteyip istememeleri ya da ona ayak uyduramamaları. İkincisi ise, bu yeni arayış ve buluşların insanlara gerçekten gereken faydayı sağlayıp sağlamamaları.                       

Dünyada bir çok din vardır ve bu dinlere mensup sayıca insan vardır.Din insan hayatının vazgeçilemez bir öğesidir yaşamın başlangıcından beri.İnsanlığın tarihini söylemekte fayda var:İnsanlık gün geçtikçe kalabalıklaşıp farklı farklı topluluklara dönüşüyordu.Farklı kabilelere daha sonra farklı ırklara.Hiç azımsanmayacak yıllar geçtikçe kulaktan kulağa geçen bilgilerin sonraki nesillere aktarılması elbette imkansızdı.Bu imkansızlığı büyük dinlerde de görebiliriz.Asırlar geçtikçe atalarından gelen bilgiler farklılaşacak ve gün gelecek ki ilk bilgilerle alakası olmayan yeni bilgiler ortaya çıkmış olacaktır. Bunu kulaktan kulağa oyunu oynamak gibi düşünebilirsiniz. Zaman gelir ki ilk başta söylenen söz bir diğer oyuncunun farklı anlamasıyla yabancılaşarak apayrı bir duruma gelecektir.Bu durum "din" için de geçerli.Her hangi bir peygamberin anlatmaya çalıştığı din şüphesiz ki diğer dinlerden farklı değildir.Onu farklı yapan insanların dine yeni yeni anlamlar yüklemeleri ve tabii ki  akıp giden zaman!Gerçek İncil’in kaybolmasıyla birbirinden farklı ama ortak noktalarının olduğu-bu ortak noktaları kulaktan kulağa oynanan oyunun farklılaşmadan gelen kelimeleri  olarak düşünelim.Yani,kimsenin bu bilgileri kaybetmemesi.-dört farklı kitabun ortaya çıkmasını örnek olarak gösterebiliriz.İsa’dan sonra gelen insanlar kitaba yeni şeyler ekleyerek mevcut bilgilerin de gün geçtikçe farklılaşmasına sebep olmuş olabilir.                

Bir diğer durum dini kendi menfaatleri için kullanan insanların olmasıdır.İşte bu yüzden de dinin gerektirdiği bilgileri farklaştırıp kendi şahsiyetleri için kullanan insanlar vardır.Ortaçağdaki kilise bunun en güzel örneği olacaktır.( Zaten kitapta yazar bağnaz din olarak daha çok ortaçağ hristiyanlığı kullanmıştır bunu ilerleyen kelimelerde göreceğiz.)Bu yüzden de dinler zaman geçtikçe değişmişlerdir.

  Dinlerin değişimini anladıktan sonra her dini arayış ve buluşlara kapalı olduğunu savunamayız.O dinin gerektirdiği nelerdir? Acaba birilerinin menfaatine yarıyor mu? gibi ince soruları cevaplayarak dini suçlamak lazımdır ki "din" kelimesini söyleyerek bütün dinlere atıfta bulunulması yanlış olacaktır.

  Yazar dinleri yeniliği kabul etmemekle suçlamıştır.Çünkü yenilik dindeki bazı bilgilerin değişimine sebep olabilir hatta yeni bilgileri eski bilgilerin yerini alabileceğinden korkan bu durumda ortaya çıkacak "dinin yanlış olduğunun anlaşılması" elbette o dinin bilginlerin ekmeğine yağ sürecektir.Yazarın sonraki cümlelerinde yazdığı gibi Evrim teorisi ve Galileo’nun keşfi sadece belli dinleri kapsar.Müslüman alimler Güneş’in merkezde olduğunu biliyorlardı mesela.Ama bu bilgi hristiyan papazların geleceğiyle oynamak olacaktı.Evrim teorisine karşı çıkılmasına dinlerin ortak bir bilgisi olduğundan gereklidir.

Yazar: Yiğitalp Turgutalp
Tarih: Eylül 29th, 2007 | 02:10
Kategori: Din, Kitap
Etiketler: , , , , ,