Türban sorunu ve musluk suyu
Türban yasağı yıllardır ülkemizde ateşli tartışmalara neden olmuş, tartışma otoriter devletçi cenah ile bunun bir din ve vicdan özgürlüğü olduğunu savunan cenah arasında gerçekleşmiştir. Otoriter devletçi kanat türban yasağını kamusal alanda laiklik, tarafsızlık, çağdaşlaşma, siyasi bir simgenin olmaması için savunurken; türbanın kamusal alanda serbest olmasını isteyen kanat din ve vicdan özgürlüğü, insan hak ve hürriyetleri, kıyafet özgürlüğü bağlamında sorunu ele almaktadır.
Sitemiz yazarlarından Kansu Vargün’ün yazısına eklenen yorumlardan yola çıkarak, her şeyden önce, uzun ve dudakları geçen solcu bıyığı veya Leninizmi simgeleyen bir keçi sakal, ülkücü bıyığı, anarşistliği temsil edecek saç ve sakalın birbirine girmiş hali, feminizmi simgeleyen göbeği açık bir tişört ve düşük bel pantolon gibi “siyasi simgelerin” yasaklanması herhalde insanların tek tipleşmesine sebep olacaktır. İnsanların dış görünüşlerindeki çeşitliliği kısıtlarsak, sonucunda askeri bir kışladaki imaj çeşitliliği ne kadar olursa kamusal alanda görebileceğimiz çeşitlilik de o kadar olacaktır. Böyle bir yasaklama "Siyasi simgedir" yaftalamasıyla çeşitliliğin katline dönüşecektir. “Şirinler” çizgi filminde olduğu gibi tek tip giyinen varlıklar topluluğu ortaya çıkacaktır. ..Bu “siyasi simge” diye objelere anlamları biz insanlar yükleriz. Aslında her nesneyi bir siyasi simge yapabiliriz. İmajlar monotonlaştırıldığında da örneğin yabancı bir ülkeye ülkemizden giden bir vatandaşımızın imajı –ülkemizdeki kısıtlamadan dolayı- yine bir siyasi simge belirtecektir.
İster siyasi ister örfi veya hangi amaçla olursa olsun, bireylerin imajları üstünde “siyasi simgeler” kullanmaları onların düşünceyi ifade hürriyetlerine girer. Bu siyasi simgelere “laikliği” sağlamak adına bireylerin ifade ve düşünce hürriyetlerine saldırılmamalıdır.
Otoriter devletçi cenahın ağzına pelesenk yaptığı ‘laiklik’ vurgusunda acaba haklı mıdır? Türban veya diğer siyasi simgeler “laikliğe aykırı” oldukları için kamusal alanda yasaklanmalı mıdır?…Laik bir devlet, farklı dinlere mensup insanlara karşı herhangi bir ayrımcılık yapmayan, birinin ötekine üstünlük kurmasına (İnsan haklarına aykırılığı söz konusu olduğunda) müdahale eden veya birinin dinini diğerinden üstün kılmaması ilkesini benimsemiş devlettir. Laiklik farklı dinlerin bir arada varlığını barış içerisinde sürdürebilmesi için ortaya çıkarılmış bir kavramdır. Yani devletin müslüman, hıristiyan, budist, ateist, alevi ya da sünni vatandaşının dinini dilediğince yaşayabilmesine müdahale etmemesidir. Laiklik dinin kamusal alandan tasfiyesi değil, farklı din mensuplarına karşı tarafsızlığıdır. 90’lı yıllardan sonra ortaya atılan “devlet laik olur, insanlar laik olmaz” sözü olayı özetleyen veciz bir sözdür. Bu noktada türbanın serbestliği laikliği güçlendirecektir. Türban takan ile türban takmayan bayanlar arasında devletin bizatihi taraf tutarak laiklik ilkesini çiğnemesi ancak türbanın serbestliğiyle ortadan kalkacak ve anayasamızda var olan eşitlik ilkesine aykırı olan bir dayatma son bulacaktır.
Türban yasağını savunan cenahın laiklikten sonra yaptığı en büyük hata da tarafsızlık noktasındadır. Bürokratik otorite türban takmamayı bir tarafsızlık saymaktadır. Türban takmamak da bir tarafı seçmektir. Türban takan da takmayan da kendince belli değerlere göre bunu belirlediğine göre, türban takmamanın tarafsızlık olduğunu söylemek abesle iştigaldir. Aslında burada “tarafsızlık” diye sundukları şey “benim tarafıma geç”tir. Devletin tarafsızlığından kasıt, idarenin uygulamada bir ayrımcılık yapmaması, herkese eşit davranması olmalıdır. Bu yasağı eğer siz üniversitelerde tarafsızlık için uyguluyorsanız zaten bu argüman kendi kendini yanlışlıyor. İdarenin tarafsızlığı için türban yasağını kabul ettik diyelim, bir üniversite öğrencisi tarafsız olmak zorunda mıdır? Şahsi görüşüm, bir an önce politize olup, taraf seçmeli ve bir üniversitede olması gereken sonsuz düşünce ve ifade hürriyetinden yararlanmalıdır.
Otoriter devletçi cenahın bana göre en tuhaf argümanı bu yasağın çağdaşlaşma adına yapıldığı iddiasıdır. "Çağdaşlaşma" diyeceksiniz ve bunun bir liste dolusu sosyal yasaklarla yapıldığını söyleyeceksiniz! Sonsuz düşünce ve ifade hürriyetinin olması gerektiği üniversiteler diyeceksiniz ama öğrencilerin kıyafetine karışacaksınız! Aslında dünyada bizdekinden başka böyle bir “komedi” var mı bilmiyorum. Çağdaş bir ülkeye –totaliter ve otoriter olmayan bir ülkeye- gidip, öğrencilerin kıyafetlerinde “siyasi simge” olduğu için yasaklamaya gidilmelidir dersek, herhalde bize ağız dolusu gülerler. Benim çağdaşlaşmadan kastım özgürlüğü içine sindirmektir. Yani bir bireyin başka bir bireyin hayatı anlayışına, inançlarına, değerlerine, hayat tarzına, fikirlerine müdahale etmemesi, saygı duymasıdır ve herkesin hayat tarzının kendine ait olduğunun anlaşılmasıdır. Örneğin, denize bikinili-tangalı girenin ne kadar hakkı varsa dindarın da denize tesettürlü girme hakkı o kadardır ve bence modernlik bu farklı anlayışlara sahip bu iki kesimin birbirine saygı duyabilmesidir.
Vergi toplarken, oy isterken, evladını askere alırken, devletin sağladığı bazı hizmetleri kullanırken ayrımcılık yapmayan otoriter devletçi cenah neden türban konusunda özellikle de üniversite öğrencilerine karşı ayrımcılık yapmaktadır? Vergi veren bir türbanlı öğrenci kendi istemediği halde bir türbansız öğrenciyi ödediği vergiyle okutuyor ve kendi bu hizmetten yararlanamıyor. Adalet bu mudur? Eşitlik bu mudur?… Kamusal alan diye tutturmuş gidiyorlar. Sokaklar da kamusal alandır. O zaman sokaklarda da yasaklansın ve türbanlıları eve tıkın, bu mantıklı mıdır? Diyelim ki kamusal alanda daraltma yapıp resmi daire dediniz. Hastaneye girerken türbanlı alınmıyor mu, alınıyor. Bu resmi daire argümanı da fos çıktı. Buradan benim çıkardığım sonuç, türban yasağı hiçbir hukuki veya ahlaki temele dayanmayan tamamen keyfi bir uygulamadır.
Bu uygulama karşısında muhazakâr kesimden de bazı özgürlük karşıtı söylemler bu otoriter dayatmayı desteklemektedir. İslamcı kesimden bazı yeni yorumlara göre tesettürün saçları kapsamadığı yönündedir. Bu yüzden türbanın siyasete alet olmaması için yasak hali devam etmelidir, deniyor. Burada yine bir özgürlük ihlali var. Çünkü herkes islamın kitabını aynı şekilde anlamak zorunda değildir. Burada kaçırılan nokta türbanın dinde olup olmaması değil, kişinin dinini anladığı şekilde özgürce dilediği gibi yaşamasıdır. Ayrıca, siyasetçilerin türbanı kullanmamalarını sağlayacak tek yol yasağın ortadan kalkmasıdır.
Yine buna benzer bir yaklaşımda otoriteryen taraftan gelmektedir. ‘Özgürlük için bir dini yasak desteklenemez’ tezi savunulmaktadır. Öncelikle burada özgürlüğün "yasaklara karşı olma" anlamı çıkmaktadır, ki bu benim perspektifimde yanlıştır. Özgürlüğün hemen hemen herkesçe kabul edilen tanımı "başkasına fiziksel bir zarar vermeden dilediğini yapmaktır". Kişi dilediğini yapması özgürlük olduğuna göre, başkasına göre bir "yasaklama" anlamına gelen bir davranışı benimseme konusunda serbesttir.
Bürokratik otoritenin son yıllarda geliştirdiği bir ayrım bir hayli tuhaftır. Türban ve baş örtüsü ayrımı… Baş örtüsü geleneksel ve dini inançlar için kullanılırken, türban siyasi ve ideolojik maksatlar için kullanılmakta, deniyor. Türbanı/baş örtüsünü kullanan kişinin kafasının içini açıp bakmışlar da mı böyle bir ayrım yapıyorlar, bu nasıl tespit edilebilir ki? Ayrıca ne fark eder? Ben okula giderken tamamen ideolojik maksatlarla yakamda bir derneğin rozetini taşıyorum. Bana yakıştığını düşündüğüm bir keçi sakalım var ve bir anlam taşımıyor. Bunun bir anlam taşıyıp taşımadığını nasıl öğrenebilirler ki. Bırakınız yapsınlar kardeşim. Bırakınız insanlar türban taksın/takmasın, küpe taksın/takmasın, saç sakal bıraksın/bırakmasın, istediğini yapsın. Herkesin hayat tarzı kendine aittir.
Hiçbir yasak uzun süre yaşayamamıştır. Yasakların çözümü özgürlüklerdedir. Özgürlükler yüzünden yıkılan hiçbir ülke yoktur; fakat tarih özgürlükleri elinden alınan insanlar yüzünden yıkılan devletlerle doludur. Ülkemizdeki diğer siyasi sorunların çözümü için reçete, özgürlüktür. Temel hak ve hürriyetlerle çoğulculuğun sağlandığı; sosyal bakımdan, kültürel bakımdan, felsefi bakımdan zengin bir toplumda yaşamak daha güzel olmaz mı?
Ünlü filozof Ayn Rand devlet için, "Devlet dediğin şey nedir? Büyük bir kitlenin hesabına çalışan bir hizmetçi… Kitleyi rahat ettirmek için düşünülmüş bir kolaylık. Bu elektrik ya da su tesisatından farklı bir şey değil. İnsanlara musluk suyu için yaşamalarını söylemek komik olmaz mı?” Bir musluk suyu içimizden çıkan bir canavar ve “musluk suyu” bize emirler yağdırıyor, insanların hayat tarzına müdahale ediyor. Sizce de burada bir yanlışlık yok mu?
Özgürlük üstüne güzel bir videoyu paylaşmak isityorum:
http://www.youtube.com/watch?v=M9uO8YAF_lg
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Eylül 2nd, 2007 at 20:08
Süper yazı…”En büyük çağdaşlık özgürlüktür”.
Eylül 3rd, 2007 at 12:10
Konu kapanmıştır…tebrikler!
Eylül 4th, 2007 at 15:19
çok iyi yazmışsın bu kadar güzel açıklama görmedim keşke bu yazı daha çok insana ulaşsa
Eylül 9th, 2007 at 11:50
Anayasa nedir?
Eylül 10th, 2007 at 02:13
Anayasa, bir devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen bazı ülkelerde yazılı, bazılarında ise yazısız genel kabul görmüş kurallar silsilesidir.Ayrıca kişilerin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alındığı belgedir.
Vikipedi’den aldım…
Eylül 10th, 2007 at 14:04
Hiçbir yasak uzun süre yaşayamamıştır. Yasakların çözümü özgürlüklerdedir. Özgürlükler yüzünden yıkılan hiçbir ülke yoktur; fakat tarih özgürlükleri elinden alınan insanlar yüzünden yıkılan devletlerle doludur. Ülkemizdeki diğer siyasi sorunların çözümü için reçete, özgürlüktür. Temel hak ve hürriyetlerle çoğulculuğun sağlandığı; sosyal bakımdan, kültürel bakımdan, felsefi bakımdan zengin bir toplumda yaşamak daha güzel olmaz mı?
Emin Türksoy demiş.Yiğitalp’in dediği gibi Anayasa, bir devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen bazı ülkelerde yazılı, bazılarında ise yazısız genel kabul görmüş kurallar silsilesidir.Ayrıca kişilerin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alındığı belgedir.Yani Anayasa kişinin bu hak ve özgürlüklerini yaşaması için bir takım yasaklamalara gidebilir.Özgürlük sonsuz değildir.Emin Türksoy’un yazısı güzel fakat ütopik olmuş,çağımız M.Ö İyonya’da uygulanan doğrudan demokrasi çağı değil…
Eylül 11th, 2007 at 23:43
Sonsuz özgürlük demedim, aksine sınırlarını belirttim. Yazımda, “başkasına fiziksel bir zarar vermeden dilediğini yapmaktır”. anayasalar kişinin özgürlük alanı başkası tarafından ancak işgal durumlarında yasaklamalara gidebilir, ki doğaldır.Yazımda da zaten bu ilkeyi çiğneyen bir ütopyalaştırıcı argüman göremiyorum. yazıda argümanlarımın gerekçelendirmesine baktığımda hayali,ütopik bir şey göremedim. somut olarak gösterilirse kendimi o noktada düzelterek iyiye yönebilirim…
Eylül 12th, 2007 at 00:16
Yazılarda ütopik olan şey içeriğinin sadece düşünceden ibaret olması…Fakat bunlar gerçek hayatta uygulanabilir şeyler değil,o yüzden ütopik diyorum…Eğer herşey bu kadar tozpembe olsaydı burda bunları tartışıyor olmazdık
Eylül 13th, 2007 at 15:44
yuhh yani. Emin’in yazısı tarafların argümanlarını sıralamış, kendince bu argümanları çürütmüş. Yani türban sorunun bir fotoğrafını çekmiş. bu sorun hakkındaki düşüncelerinin oluşumunu sağlayan olaylar olduğuna göre, “sadece düşünceden oluşmasını” söylemek tuhaf. alt tarafı bir yasağın kalkması, “gerçek hayatta uygulanabilir şeyler değil” denmiş çok saçma….allah aşkına eminin yazısının nerei tozpembe,,bir şeyi tartışmak için tozpembe mi olması lazım.