Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Linkedin button
Posted by tebessum On Temmuz - 19 - 2009 0 Comment

YA TAARRUZ, BEN VARMADAN BAŞLARSA! Fatma Hanım, 1877 yılı civarında Erzurum’da doğdu. Babası aşiret reislerinden Yusuf Abdal Ağa, annesi Erzurumlu Ayşe Hanım’dır. Küçük yaşta evlendiği kocası Binbaşı Ezdeşin Bey, Van eşrafındandı. I. Dünya Savaşı sonlarında eşinin Sarıkamış’ta şehid düşmesi ve ardından Mondros Mütarekesi’nin imzalanması üzerine, Edirne’den önce İstanbul’a, oradan da Van’a, babası Yusuf Ağa’nın yanına gitti. Bir süre babasının yanında kalan Fatma Hanım, daha sonra yaklaşık 150 kişilik bir çete kurarak başına geçti. Sonra kendisiyle aynı adı taşıyan dokuz yaşındaki kızı Fatma’yı da yanına alarak İstanbul’a geldi… Ardından, bir süre önce Van’dan 150 kişilik çetesiyle birlikte, Yunan birliklerine görünmeden, İzmit  [ Read More ]

Posted by tebessum On Temmuz - 19 - 2009 0 Comment

Malazgirt Zaferi’nin Sonuçları Kaynaklar, Sultan Alparslan’ın esir hükümdara karşı çok iyi davrandığı konusunda birleşmektedir. Alparslan; esirine çok iyi davranmakla kalmamış, kendisiyle bir anlaşma yaparak ülkesine geri dönmesine de yardımcı olmuştu. İki taraf arasında yapılan bu anlaşmayla Bizans İmparatorluğu Türklere bağlı hâle geliyordu. Bizans Doğu ve Güney Anadolu’da bazı şehirleri Selçuklulara bıraktığı gibi, imparatorun serbest bırakılması karşılığında Selçuklulara fidye ödemeyi de kabul ediyordu. Ancak bu anlaşma Romen Diyojen’in İstanbul’a dönerken yeni imparatorun adamları tarafından öldürülmesi yüzünden uygulanamadı. Ne var ki, Malazgirt zaferi Türkmenlerin Anadolu’ya olan ilgilerinin daha da artmasına yol açmıştı. Bu yakın ilgi, Anadolu’nun kesin bir Müslüman yurdu olma sürecinin  [ Read More ]

Posted by tebessum On Temmuz - 19 - 2009 0 Comment

Abdülhamid devri Anadolu toprağına ne kattı? Osmanlı İmparatorluğu’nu “müthiş bir belirsizlik bölgesi” ve tarihçilerin önüne konmuş “büyük bir bilmece” olarak gören Fernand Braudel, mevcut bakışlarımızın karşımızdaki gerçeği anlamaya yetmediğini, dolayısıyla daha fazla çalışmak gerektiğini söylemişti. Osmanlı tarihi, uzun yıllar sabit ve hakkında son söz söylenmiş bir olgu olarak resmedildi. 1920’lerin ve 1930’ların tarih alanına getirdiği vurgu değişikliği, geçmişin tek bir karede dondurulabileceği yanılgısını da beraberinde taşımış oldu. Buradaki Osmanlı resmi, gelişmeyen, durağan ve pıhtılaşmış bir köhne kimliği tespit ediyordu. Bu görüş, yarı resmi bir tarih anlayışı şeklinde on yıllar boyu halkın ve tarihçilerin Osmanlı tasavvuruna bir “Roma katakombu” vazifesi gördü.  [ Read More ]